A GRUBU (Kayseri) | B GRUBU (İstanbul) | C GRUBU (Ankara) | D GRUBU (İzmir) |
Arjantin | ABD | Yunanistan | İspanya |
Sırbistan | Slovenya | TÜRKİYE | Fransa |
Avustralya | Brezilya | Porto Riko | Kanada |
Almanya | Hırvatistan | Rusya | Litvanya |
Angola | İran | Çin | Yeni Zelanda |
Ürdün | Tunus | Fildişi Sahili | Lübnan |
KAN, TER VE GÖZYAŞI, KEVIN GARNETT
Doğu Konferansı;
Forvetler: LeBron James (Clev) 649,327; Kevin Garnett (Bos) 533,187; Chris Bosh (Tor) 303,550; Paul Pierce (Bos) 131,379; Josh Smith (Atl) 109,404; Danny Granger (Ind) 100,122; Andre Iguodala (Phi) 75,146; Michael Beasley (Mia) 58,461; Hedo Turkoglu (Tor) 55,416; Rashard Lewis (Orl) 46,073; Luol Deng (Chi) 37,428.
Guardlar: Dwyane Wade (Mia) 672,227; Vince Carter (Orl) 292,002; Gilbert Arenas (Was) 212,526; Ray Allen (Bos) 208,276 Derrick Rose (Chi) 196,059; Allen Iverson (Phi) 136,976*; Joe Johnson (Atl) 118,964; Rajon Rondo (Bos) 113,371; Jose Calderon (Tor) 68,084; Mike Bibby (Atl) 48,935.
Pivotlar: Dwight Howard (Orl) 625,279; Shaquille O'Neal (Cle) 206,657; Andrea Bargnani (Tor) 67,310; Al Horford (Atl) 52,747; Andrew Bogut (Mil) 45,920; Brook Lopez (NJ) 39,420; Jermaine O'Neal (Mia) 38,956; Rasheed Wallace (Bos) 36,855; Kendrick Perkins (Bos) 19,408; Brad Miller (Chi) 17,188; Tyson Chandler (Cha) 14,062; Samuel Dalembert, (Phi) 13,969.
Batı Konferansı;
Forvetler: Carmelo Anthony (Den) 588,958; Dirk Nowitzki (Dal) 366,300; Pau Gasol (LAL) 280,758; Tim Duncan (SA) 271,321; Kevin Durant (OKC) 177,205; Trevor Ariza (Hou) 168,167; Shawn Marion (Dal) 161,653; Luis Scola (Hou) 134,321; Ron Artest (LAL) 99,209; Lamar Odom (LAL) 85,817; LaMarcus Aldridge (Por) 70,588.
Guardlar: Kobe Bryant (LAL) 692,518; Tracy McGrady (Hou) 281,545; Steve Nash (Pho) 272,135; Chris Paul (NO) 248,049; Jason Kidd (Dal) 207,247; Jason Terry (Dal) 131,422; Aaron Brooks (Hou) 131,167; Chauncey Billups (Den) 112,509; Brandon Roy (Por) 106,416; Deron Williams (Utah) 94,715; Manu Ginobili (SA) 75,392.
Pivotlar: Amar'e Stoudemire (Pho) 447,776; Andrew Bynum (LAL) 299,484; Nene (Den) 90,439; Marc Gasol (Mem) 75,765; Greg Oden (Por) 73,874; Al Jefferson (Min) 48,676; Antonio McDyess (SA) 46,323; Mehmet Okur (Utah) 35,606; Marcus Camby (LAC) 35,471; Andris Biedrins (GS) 28,287; Emeka Okafor (NO) 19,827; Spencer Hawes (Sac) 10,733.
5 Aralık gecesi oynanan ve takımının Toronto
Houston maçının
Oden, 2007 draftında Portland tarafından büyük umutlarla ilk sıradan seçilmiş ancak daha ilk sezonuna başlayamadan, 2007-2008 sezonunu da kapatmıştı. Geçitiğimiz sezon takımına katılan Oden, bu sezon
1)LOS ANGELES LAKERS(15-3): Nba sitelerinde yapılan anketler vardır. Çeşitli sorulara verilen cevaplarla çoğunluğun sesi o anketlerde yansır dışarıya. Şöyle bir soru var ortada dolanan: Batı konferansında Lakers’ı zorlayabilecek en güçlü takım hangisidir? Bu takımın durumu, bu soru altında yatıyor aslında. Batıda önce Lakers var, sonra onu zorlayabilecek takımlar. Herkesten birkaç adım öndeler çünkü. Bir kere, Gasol’ün de dönüşüyle neredeyse her pozisyonda rakiplere fizik olarak üstünlük kuran bir Lakers takımı var. Bu durum da maçlar içinde süre ilerledikçe gerek fiziksel gerek mental olarak onlara daha da büyük avantaj sağlıyor. Diğer avantajları da kazanmayı bilmeleri ve kazanmayı en iyi bilen oyunculardan oluşmaları. Artest geçmiş yıllarda da duyduğumuz o saçma sapan açıklamalara yenilerini ekleyedursun artık sağlıklı bir şekilde izlediğimiz Lakers ‘’yine şampiyon benim’’ mesajı veriyor.
2)DENVER NUGGETS(14-5): Sağlam takımın üzerine J.R. Smith de sezon başında çektiği cezayı bitirerek dönünce, taşlar yerine daha bir oturdu diyebiliriz. Carmelo sergilediği, hem skorer hem de takım oyuncusu kimliğiyle, yaptığı liderlikle takımını taşıyor ve geride bıraktığımız ayın oyuncusu seçilmeyi başardı. Maç başına 31 sayı ortalamayla oynuyor. Billups şu aralar kendini sıkmadan gerekeni yapıyor. Sezona çok yavaş bir başlangıç yapan Nene zaman ilerledikçe kendini bulmaya başladı. Açıkçası Yao’nun sakatlığı ve Shaq’ın doğuya gitmesinden sonra allstar olmasına kesin gözüyle baktığım Nene-geçen sezonki oyununu da göze alarak- beni şimdilik yanılttı. Ancak hala çok yüksek bir şansı var. Denver aldığı 5 mağlubiyetin 4’ünü deplasman maçlarında yaşadı. Yüksek noktalara hedef koyan bir takım için olumsuz anlamda göze çarpan bir istatistik.
3)PHOENIX SUNS(14-5): An itibariyle oynadıkları 13 maçla Nba’in deplasmanda en çok maç yapan ekibi konumundalar. Evlerinde oynadıkları 6 maçın hepsini kazandılar. Bu durum göz önüne alındığında, bunca deplasman maçına karşın(üstelik çoğu da zorlu ekiplere) batıda bu pozisyonda olmaları gerçekten büyük başarı. Shaq’ın gelişiyle sekteye uğrayan açık alan basketbolu, yeniden yeşermiş durumda. Nash 35 yaşında ancak hızlı hücum felsefesinin onu 10 yaş gençleştirdiğinden eminim. Oyunları izleyenlere müthiş zevk veriyor ancak daha önceki senelerde de gördük ki bu oyun sistemi playofflar gelip, işler sertleşip rakipler o boş alanlara izin vermeyince çözümsüz kalıyor. Örnek mi ay içinde oynanan Lakers maçına bakın: 121-102’lik bir skor ve çözülüp giden bir Suns. Devaju?
4)DALLAS MAVERICKS(14-6): Bu takımın sonu için de Phoenix için ne düşünüyorsam onu düşünüyorum. Sezonun bu dönemlerinde oyunu oynamak öyle kolay geliyor ki, takımlar ‘’biz amma da iyiymişiz’’ psikolojisine kapılıyor. Mo Williams’ın halini herkes bilir. Geçen sezon küçük maçların büyük adamı olarak oynadığı oyunla allstar olmuş, playofflarda dökülmüştü. Dallas’ta da Kidd ve Nowtizki dışında böyle elemanlar var. Ehh işte biraz Josh Howard ama o da sakatlıkla boğuşup duruyor. Terry müthiş yüzdeyle şut atıyor ancak ‘’şutla doğan şutla ölür’’ gerçeği şimdi olmasa bile playoff duvarında karşısına çıkacaktır. Çok mu umutsuzum Dallas için bilmiyorum ama hiç güvenmiyorum onlara. 2006’da olacaktınız şampiyon be kardeşim!!!
5)UTAH JAZZ(11-7): Çok kötü başlamışlardı. Evlerinde oynadıkları üst üste 6 maç ve elde ettikleri 5 galibiyetle bellerini doğrulttular. Boozer nasıl da yazın serbest kalacağını bilerek oynuyor değil mi? Maç içinde gösterdiği çabaya, numaradan bağırmalara kimse aldanmıyordur herhalde. Takım için olmadığını biliyoruz Boozer efendi. Ahhh şu paranın gözü!!! Utah yönetimi bence şunu yapmalı: Şu an, hele de böyle bir takas değeri varken, yazı beklemeden takas etmeliler Boozer’ı. Şimdiden sonra ondan yararlanmalarının en iyi yolu pota altında topu vererek sayı bulmasını beklemek değil, takasta karşılığında iyi elemanlar almak olur. Mehmet 2006’dan beri yatışa devam ediyor. Hala allstar olmasını bekleyenler var ya ona şaşıyorum. Çaylaklara değinmeden geçmeyelim. Müthiş iki çaylak buldu bu draftta Utah: Maynor ve Matthews. Çaylaklarla arası her vakit limoni olmuş Sloan’ın sisteminde iyi birer yer edindiler. Çok daha iyi olacaklar.
6)PORTLAND TRAIL BLAZERS(12-8): Son 10 maçta 5 galibiyet-5 mağlubiyetteler ve son 3 maçlarını kaybettiler. Miller’ın ilk beşe alınmasıyla üst üste galibiyetler almış, batıda 2. sıraya kadar çıkmışlardı. Sonra Miller yeniden benche çekilerek, Websterlı beşe geri dönüldü. Bence en önemli sorun kadrodaki bu oynamalardan dolayı, bir türlü o kimyanın oturamaması bir kimlik sorunu yaşanması. Oysa geçen sezonki oyunları ve playoff performanslarından sonra bu takımdan çok daha iyisini bekliyordum. Şimdilik beklentileri karşılayamamış durumdalar. Şu anda 4 maçlık bir doğu turnesine çıkmak üzereler. Koç McMillan’ın antremanda sakatlandığı ve bu turnede yer alamayacağı açıklandı. Şu aralar kara bulutlar var Portland semalarında.
7)HOUSTON ROCKETS(11-8): Houston taraftarıyım diye söylemiyorum. Nba’de kapasitesini en zorlayan, en mücadele eden, ne olursa olsun maçı bırakmayan bir takım Rockets. İki süper yıldızından yoksun olmalarına rağmen bu konumda olmalarının bir numaralı nedeni de bu zaten. Savaşmaları. Pivotu 1,98 olan bir takım, evet Chuck Hayes. Onun nasıl mücadele verdiği, takımın her maç neler yaptığının kısa bir özetidir. Kazandıkları 11 maçın 7’sini deplasmanda elde ettiler. Son 3 maçlarını kazandılar. Şu bir gerçek: Başka takımlar, ellerindeki kadrolarla Houston’ın gösterdiği mücadelenin yarısını gösterse, çok çok daha güzel bir lig izleyebiliriz. Biri Toronto mu dedi?
8)SAN ANTONIO SPURS(9-7): An itibariyle en büyük hayal kırıklığım diyebilirim. En önemli eksikleri olan 3 numaralı pozisyonu Richard Jefferson gibi etkili bir elemanla doldurunca taşlar yerine oturdu diye düşünmüştüm ancak gözden kaçırdığım kritik bir nokta varmış. Jefferson açık alanı seven, atletikliğini özellikle hızlı hücumlarda çok iyi kullanan bir oyuncu. Yani Spurs’ün oynarken bırakın izleyiciyi sahadaki oyuncuları bile uyutan yarı saha oyunu ve ısrarla oynadığı set hücumuna çok da uymayacak bir isim. Bunun sonuncunda Jefferson hiç de beklendiği gibi oynamıyor, oynayamıyor San Antonio’da. Jefferson ile ilgili bu sorun dışında artık iyice yaşlanan ve sakatlıkların eskisi gibi çabucak iyileşivermediği Spurs tabiî ki hala çok çok önemli bir ekip ancak genel kanı diyebileceğim düşüncenin aksine Lakers’ı zorlayabilecek en güçlü takım değil.
9)SACRAMENTO KINGS(9-8): Sezon başında beklenenin aksine muazzam bir konumdalar. En önemlisi galibiyet sayıları uzun bir sürenin ardından mağlubiyet sayılarından fazla. Halbuki ligin henüz başında Martin sakatlandığında, iyice dibe çökecekler deniyordu. Ancak müthiş bir başkaldırı örneği gösterdiler. Martin’in yokluğunda gerek takımı oynatması gerek skorer yönüyle hiç de çaylak olarak nitelemeyeceğimiz bir oyun ortaya koyuyor bu başarıdaki en önemli isim Tyreke Evans. Sacramento gelecek 10 yılı için guard pozisyonunu artık düşünmemeli. Bir diğer genç ama çaylak olmayan isim pota altında atletikliğiyle epey can yakan Jason Thompson. Bu ikili şimdiye kadar çok iyi taşıdılar takımı. Aldıkları 9 galibiyetin 8’i evlerindeydi. Özellikle evlerinde seyircileri önünde müthiş oynuyorlar. Seyricinin ateşi bu genç takıma inanılmaz yansıyor. Seyirci de yıllar sonra böyle bir takım izlemekten fazlasıyla memnun.
10)OKLAHOMA CITY THUNDER(10-9): Bu takımı çok seviyorum. Bu sezon playoff yapabilirlerse, inanılmaz mutlu olacağım. Sacramento gibi genç ve aç bir takımlar. Durant önderliğinde müthiş işler çıkarıyorlar. Ne dersek diyelim Durant artık bir süper yıldız. Hep bahsettiğimiz nokta ellerinde çok sağlam bir çekirdeğin olduğu. En önemli eksik olarak pota altında sert bir uzunlarının olmaması olarak göze çarpıyor. Krstic-Thomas idare ediyorlar sadece orada. Bir de şutör tabiî ki. Lige renk katan takımların bence en önlerinde yer alıyorlar. Bazen kendilerine çok da şans verilmeyen maçlarda müthiş galibiyetler alıyorlar. Deplasmanda Utah, Miami ve Spurs galibiyetlerini buna örnek gösterebiliriz. Çoğu kişi playoff yapabileceklerine de ihtimal vermiyor. Olur mu sizce?
11)NEW ORLEANS HORNETS(8-11): Lige öyle kötü başladılar ki, koç Byron Scott’ın görevine son verildi. Sonra da o ana kadar maçlarda ayakta kalan tek isim olan yıldızları Chris Paul’ü sakatlığa kurban verdiler. Paul takıma henüz yeni döndü. Onun yokluğunda daha da felaket bir görüntü çizmesi beklenen Hornets, ‘’Paul yokken bari bir şeyler yapalım’’ diyen oyuncularla beklenmedik maçlar kazandı ve bu dönemi çok da kötü atlatmadı. Paul’ün yerine ilk beş çıkan çaylak Collison birkaç maç dışında hiç de sırıtmadı. Ve tabi West’in biraz kendine gelmesi bunda etkili oldu. Paul döndükten sonra, diğer oyuncuların, o olmadan oynadığı gibi oynaması Hornets’in başarısında etkili olacak. Sadece Paul takımı bir yere götüremeyeceği çok açık. Eğer problemler devam ederse Hornets Paul’ü bile takımda tutamaz.
12)LOS ANGELES CLIPPERS(8-11): Davis-Gordon-Thornton-Kaman-Camby. Şu beşi yazdığımızda ve bir de şu takımın konumuna baktığımızda şaşırmamak elde değil. Davis 2 senedir, müthiş geçen Warriors yıllarına bir türlü dönemedi. Tamam ordaki sistem buradakinden farklı olabilir ancak takımın çok şey beklediği bir oyuncu olarak artık şapkayı önüne koyması gerekiyor. Kaman sakatlıklarla boğuştuğu geçen sezonun ardından müthiş işler çıkarıyor. Pota altındaki etkinliği dışında oyuna dış şut tehdidi de eklemesi onun adına çok çok önemli. Gordon’ın iyi başladığı sezona sakatlık freniyle dur demek zorunda kalması bir başka olumsuz gelişme onlar adına. Thornton da kendine gelmeye başladı ancak takımın iyiliği için önce Davis’in kendine gelmesi şart. Yoksa yine buralardan bakacaklar playoff trenine.
13)MEMPHIS GRIZZLIES(8-12): Iverson’ın baştan beri bu takım için sorun olacağını düşündüğümden, takımın selameti açısından gitmesine sevindim. Takım yavaş girdiği sezonda, o sorunu atlattıktan sonra kendine gelmeye başladı. Pau Gasol’ü Lakers’a kazandıran takasta küçük parçalardan birisi olan ve o ara Nba’de bile oynamayan kardeş Marc Gasol pota altında abisini aratmayan işler çıkarmaya başladı. Mayo iyi geçen çaylak yılının ardından biraz düşüş yaşasa da, sezon ilerledikçe iyi olacağını son birkaç maçtır gösteriyor. Mike Conley’in bir türlü istenen seviyeye gelememesi ve draftın 2. sırasından sırf sırıklığından dolayı Thabeet’in seçilmesinden dolayı kaçan Tyreke Evans ve Jennings’e nasıl bakıyor Memphis yönetimi çok merak ediyorum.
14)GOLDEN STATE WARRIORS(6-12): Nba’de basketbol oynamaya çalışmayan tek takım Warriors. Öyle saçma sapan şeyler oluyor ki takımda. Bazen ilk beşinde 3 isim 48 dakika oyunda kalıyor, bazen Monta Ellis top kaybı istatistiğini de ekleyerek triple-double yapmaya oldukça yaklaşıyor, takımın guardı 3 numara oynuyor falan filan…. Say, say bitmez. Bir şey daha sayalım: Sonunda Jackson’dan kurtuldular. Karşılığında çok da bir şey almadan. Gerçi alsalar ne olacak orası da meçhul. Kendileri gibi oynayan, hızlı hücumu seven takımları yenerlerken, biraz dinç, sert bir takım gelince çözülüveriyorlar. Ben sezon başlamadan playoff yapabilirler diyordum ancak Kings, Thunder gibi takımların şu anki durumlarını da görünce artık imkansız diyorum.
15)MINNESOTA TIMBERWOLVES(2-17): Sezonun ilk maçında, halleri kendilerinden bin kat daha beter olan New Jersey’i yendikten sonra 16 maç üst üste kaybettiler. Sonra kalkıp deplasmanda Denver’ı yendiler. Ahhh Nba sen nelere kadirsin…. Jonny Flynn şutör, hızlı bir oyuncu ancak fiziksel dezavantajı fazlasıyla yaşıyor. Al Jefferson geçmiş yıllardaki görüntüsünden çok çok uzakta. Fantasy Lig’de Jefferson’ı seçen bazı arkadaşlarımın şu ana kadar küfürden başka bir şey etmediklerini bilmenizi isterim. Gerçi son maçlarda toparlamaya başladı. Şimdi tamamlayıcısı Kevin Love da sakatlıktan dönünce ikili birbirini bulmuş olacak. Jefferson’dan ve dolayısıyla Wolves’tan daha iyi şeyler bekleyebiliriz.
SERHAN YENER
LeBron James, takımının Ekim ve Kasım aylarını 12-5'lik galibiyet oranıyla geçtiği ay boyunca 29.2 sayı-6.7 ribaund ve 8.0 asist gbi müthiş ortalamalar tutturarak bu başarıda en önemli paya sahip olan oyuncu oldu. James, 28 Ekim'de oynanan Toronto maçında 23 sayı-11 ribaund-12 asist'lik triple double'ı ile bu sezon triple double yapan iki oyuncudan birisi (Rafer Alston) oldu. James ayrıca 23 Kasım'da doğuda haftanın oyuncusu seçilmişti.
Carmelo Anthony de aynı şekilde takımının 12-5'le başladığı sezonun ilk ayında 31.0 sayı-6.0 ribaund ve 3.5 asist ortalamaları yakaladı. Anthony takımının oynadığı 17 maçın tamamında 20 sayı ve üzeri skor üretme başarısı gösterdi. Melo 27 Kasım'daki New York maçında, takımı sahadan 128-125 galip ayrılırken 50 sayı üretmişti. Anthony ayrıca sezonun ilk haftasında, haftanın oyuncusu ünvanına da layık görülmüştü.
Emekliliğini açıklamasından sonra bile devam edip etmeyeceği merakla beklenen Iverson, Philadelphia'nın kendisine önerdiği bir yıllık teklifi kabul etti. 76ers'ın, Iverson'a yıllık 1.3 milyon$ değerinde veteran minimum kontrat vereceği açıklandı.
Hali hazırda zaen oyun kurucu sorunu çeken ve Lou Williams'ın da geçirdiği sakatlıktan ötürü yaklaşık 8 hafta sahalardan uzak kalacağının açıklanmasından sonra 76ers, bu boşluğu efsane ismiyle doldurmuş oldu.